lale-i aşk's profileLale_i AşkPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
Lale_i AşkEdep; bir tac imiş Nur-u Hüda’dan. Giy ol tacı, emin ol her belâdan. |
|||||||
|
June 24 NTV, türban krizi çıkaramadı Mahinur Özdemir, Avrupa'nın
ilk türbanlı vekili olarak Belçika Parlamentosu'na seçildi ve dün yemin
etti. Yıllardır şikâyet edilir, Avrupa'daki Türkler bulundukları
ülkelerde etkin olamıyor diye. 26 yaşında bir Türk kadın bunu
başarıyor; ama başörtülü olduğu için Türk medyası buna kriz
beklentisiyle yaklaşılıyor. Zaman Gazetesi'nin haberine göre, son zamanlarda tarafsızlığını giderek yitiren NTV, gün boyu bu olayın bir krize dönüşmesi için çalıştı. Ancak başarılı olamadı. Kanal, gün boyu ekranında, 'Belçika'da türban krizi' altyazısını geçti. Sürekli olarak 28 Şubat döneminde Merve Kavakçı'nın TBMM'de konuşturulmaması görüntülerini ekrana getiren kanalın kriz beklentileri boş çıktı. Özdemir, yeminini etti, üstelik vekiller tarafından alkışlandı. Belli aralıklarla gündeme getirilen "Türkiye, İran mı olacak, Malezya mı olacak?" tartışmalarına dayanarak soralım: 'Türkiye, ne zaman Belçika olacak? Alıntı ![]() February 17 Gazze ağlıyor (mu)!Gazze ağlıyor (mu)! Sanki suskunluğundaki vakar sabitlemişti olduğu yere bulutları Bulutlar durmuştu ama Güneş o ateşli sokakları ışıtmaya devam ediyordu. Sadece izliyordu Çocukluğunu unutmuştu zaten çoktan Çocukluk vurulmuştu çünkü Onun için hala hayatta olan annesi vardı Göz kapakları yavaş yavaş kapanıyordu Hızlı hareket edemiyordu artık yaşıtları gibi Ağlamaya mecali mi yoktu yoksa Gözyaşları çoktan bitmiş miydi Yada gerek mi yoktu ağlamaya İçine akıtmayı öğrenmişti küçük gözleri O artık küçük değildi Gözlerini kapatsa da elleriyle Ardında bir çocuğun can verdiğini biliyordu Susmuştu Vahşet yeterince konuşuyordu Gazze ağlıyor diyorlardı Ama o ne ağlıyor ne de konuşuyordu… Şule K. December 09 Aynasını Arıyorum Aşkın![]() Bazen içimdeki Yusuf Abdullah Kansu September 30 Elveda Ey Şehr-i Ramazan![]() Elveda Ey Şehr-i Ramazan... Hüzünle birlikte elveda demek zamanı geldi çattı “Ey Mübarek Kur’an ayı, Saimlere gufran ayı, Müminlere ihsan ayı, Şehri Mübarek elveda! Gündüzlerin rahmet idi, Gecelerin nimet idi, Âşıklara vuslat idi, Şehri Mübarek elveda! Hakkıyla kadrin bilmedik, Pek çok kusurlar eyledik, Nâdim olup tövbe ettik, Şehri Mübarek elveda! August 15 Bir gencin düşmanı sadece şeytanlar mıdır?August 04 Aşk Suya Düşünce....![]() Ateş denizi. Gül bahçesi. Renk fırtınası Aşk seması. Işık ve bakış, Su üzerinde buluşuyor. Renk ve ahenk, Suya koşuyor. Aşkın yüzü suyu hürmetine ateş suya konuk oluyor. Gül suda diriliyor yeniden Renk kalbin derûnuna damlıyor. Su coşuyor, aşk oluyor, ateş oluyor, alev alıyor. Su yakıyor ve yanıyor. Rahmet su yüzüne çıkıyor Celal ve Cemal dalga dalga nöbetleşiyor. Bir manevi yangın oluyor Ve bir uhrevi serinlik sunuyor ebru... Yerçizgisi ile gökçizgisi suya düşen renklerde birleşiyor. Öylesine belirsiz, öylesine elden gelmez bir form oluyor ebru Ve ebruzen Yer ile gök arasında.. Göklerin ötesini yere indirmeye çalışıyor. Kalbinde beslediği sözsüz şiirleri su üzerine nakşetmeye çalışıyor. Hep güzel gören gözleri, güzel bakışlarla süslüyor. Ebru, gören gözün ışığı ebru. Rengini gönülden alıyor. Ve gayba aşina gönlün, gördüğüne razı gelmeyen aklın ayinesi, Işıltılı, büyülü, ayartıcı. Aşkı ve tevhidi bir kor tereddüdüyle Avucunda tutmaya çalışıyor ebruzen. Gözleri güzelle süslemeye niyetli. Boyanın su üzerinde kaotik dansından nice gönüllere güzeller devşiriyor. Ebruzen aşkını suda arıyor. Ve buluyor da.... Güzellik bakanın gözündedir ezelden. Bakılanı güzel eyleyen bakıştır. Aynı zamanda, aşkın en yalın tarifi bu Mecnun Leyla’nın gözünde güzeldir. Yusuf Züleyha’nın bakışıyla güzeldir. Ve kevn Mevla nazar ettiği için güzeldir. Mecnun’un Leylası neyse, ebruzenin ebrusu o. Önce ebruzeninin gözünde güzel ebru Ebruzen güzel baktığı için güzel görüyor, güzelin yüzünü öylece su üzerine düşürüyor. Bu defa Leyla Mevla’ya yol oluyor. Ebrunun verdiği huzur, toprağa yakın oluşundan gelir Sanatkar, semayı temsil eden herşeyi toprak renklerine yansıtır. Suya düşürür ve toprağa kazır ve çamura bular. Modern sanatın aksine, çığırtkan ve saldırgan renklerle değil, mutevazı toprak renkleriyle açar gönülleri. Ebru, su üzerindeki toprak renklerinden oluşur. O yüzden, ebru biraz dünya biraz insan... Ebru, aslında bir nefis terbiyesi. Modern yaşamın herşeyi determinist kalıplara vuran anlayışının aksine, belirsizliğe razı olmayı belletiyor, beklemeyi ve tevekkülü öğretiyor. Ebruzen eserinin son halini başından belirleyemiyor. Suyun ve boyanın esrarlı dansı, renklerin ve biçimlerin salınışları arasında sadece bekliyor. Tek bir yaprağın kıpırtısına bile bigane kalmayan Külli İradenin niyetini gerçeğe döndürmesini bekliyor ebruzen. Ebru biraz da kaderi öğretiyor. En küçük ve sıradan eylemlerin Kainatın Sahibince nasıl da ciddiye alındığını farkediyor. Sonsuz gökyüzü altında ve yeryüzünde değersiz ve terkedilmiş olmadığını anlıyor insan. Rengarenk bir ayinede, ebruda, kendini yeniden keşfediyor.. Ebruyu elinizle değil gönlünüzle yaparsınız diyor ebruzen. Sanatkarın yeni bir şey yapmadığını, zaten var olanı yansıttığını kaydediyor. Tasavvuf tabiriyle, batını zahire çıkarıyor Ebruzen. Kainat sayfalarında saklı güzellikleri gün yüzüne çıkarıyor. Ebru, su üzerine kurulu evreni yine su üzerinde tasvir ediyor. Ve aslında bu fonksiyonuyla aşkın, yine başladığı yere, yani bakışa, güzel bakışa dönüşünü temsil ediyor. Ebru, kainatla birebir örtüşüyor. Modern fiziğin teorik tasvirlerle yakalamaya çalıştığı gerçeği çoktan beri biliyor ebruzen: hiçbir olayın tekrarı yoktur. Hiçbirşey tekrar edilebilir olmadığı gibi, Göründüğü gibi de değil. Eşyanın rengi, biçimi ve hacmi, İnsanın eşyaya eklenmesi ile gerçeküstüne doğru kanatlanıyor. Ebru, suretin sirete dönüşünü, Gözün gördüğünün gönüle düşüşünü temsil ediyor. Ebruzenin su ile serüveni ebru.. Herserüven gibi nerede başladığı bilinse de, Nereye vardığı kestirilemiyor. Ve hangi kalbi fethedeceği bilinmeyen bir akın. Hangi gönülde durulacağı bilinmez bir coşku.. Ruhunu renge ve ahenge tekne yapıyor ebruzen. Boyayı kalbinden damlatıyor. Göze bir sürme gibi çekiyor gönlünün karasını. Rengi ve ahengi, aşk denizine salıyor Aşkı suya düşürüyor.. Yakıyor suyu.. Tevhid sırrının yüzüsuyu hürmetine kesret ateşine salıyor, Ve ahenkle ve renkle serinletiyor insan yüreğini. Yandıkça su, alev alıyor aşk. Ve yüreğimiz kanlı bir ebruya dönüşüyor. SENAİ DEMİRCİ Su aşka yenik düştüSuya
aşk yazan adamlar gördüm. Suya aşk yazan kadınlar. Kitre dolu kaba
narin parmaklarını daldırıp suya şiir okuyan kızlar. Topraktan renk
devşirip, renkleri suya dokuyup daha sonra onu kâğıtlarda okuyorlardı. Önce “Aşk” suya düştü, Sonra da “Su” aşka yenik düştü. Ruhun dinginliğini anlamak için ebru yapılan suya bakmak yetecektir. Duru, sessiz, sukut gibi fırtınayı bekleyen bir su. Kabaracak, coşacak, dalgalanacak sevinçlerin yada hüzünlerin habercisi olacak. Biraz sonra üzerine damlalar düşüveriyor, değişik renklerde ve tonlarda. Daha birkaç gün öncesinde yollarda ciddiye alınmadan üzerine basılan çiğnenen topraklar şimdi suyun yüzeyinde başlayacak bir fırtınanın hebercisidir. Düşen her damla daireler çizer. Gücünün yettiğince. Ardından gelen damlaya yer açar daralır sonra. Edebin anlatıldığı mekandır bir bakıma suya düşen her damla. Açılır aşkla ve kapanır utanarak. Hesapsızdır düşen damlalar atanın attığıyla kalır ve genişleyebildiği kadardır dünyadaki yeri. Fırça darbeleri Ebrucunun haleti ruhiyesini bir nebze olsun yansıtır, tedirgin, sakin, çılgın, dingin. Her bir kelime bir tarzı yada Ebrunun ruh halini yansıtır aslında. Ve bu hareketler sona giden yolda atılan birer başlangıç adımıdır. Ardından renk renk çeşit çeşit ebrular geliyor, akın akın yürek yürek. Her çeşidin bir hikayesi bir ad vereni var ömürlerini vererek adlarını bırakmışlar. Hatip ebrularıyla ölürken, bugün onun mirası yeni nesillerin ellerinde ölümsüzlüğe koşuyor. Suyun saçlarını tarıyor ebrucular, suyun rüyasını görüyorlar suyla birlikte. Gidip gelirken tekne boyu, aşka adıyorlar çizdikleri suyu. Ve laleler; bahçelerden önce teknelerde açan laleler. Ardından kağıtlarda yaşayan laleler. Boy boy renk renk boyun bükmüş divana durmuş laleler. Ellerin mahareti yüreklerin genişliğince güzel, yapanın titizliğince hassas laleler. Her ne kadar öğretilmiş hareketler olsa da her sanatkarın kendine has bir lalesi ve ruhunun aynası var. Çünki her Ebrudan dünyada bir tane var. Çünki İnsanların ruh hallerinden de bir tane var. Hangi mutluluğumuz yada hangi hüznümüzün tekrarı varki. Her şey aynı bile olsa ya mekan yada gün değişmiştir. Ve her hüzün yada her sevinç bir defalıktır aslında. Tekneye yazılan her ebru gibi. Ve güller bütün güzelliğiyle sözü susturan güller. Ve saygıyla birlikte biraz sukut… Suda açarken suya ah ettiren güller. Aşk dedirten yar dedirten. Sevgiliye verilirken başka söze luzum bırakmayan güller. Sevgiliye göz atan, sevgiyi en güzel anlatan güller. Ve onu çağıran ve O’na çağıran güller. Ve Ebrucu Gül işliyor suya Muhammed'i (s.a.v.) çağrıştırsın diye ve Lale ALLAH (c.c.)' a yakarsın diye eğilen dallarıyla. Bu suyun renklerle oynadığı bir aşk oyunu. Bu oyunun senaristi Ebrucu. Ebrucu daha çok yüreğini yansıtıyor suya. Renkleri serpişiyle, renklere hayat katışıyla ve sonunda aşkını gülle, laleyle ifade edişiyle önce dokunan, sonra okunan bir aşk oyunu bu. Önce “Aşk suya düştü,” Sonra “Su aşka yenik düştü”… ![]() August 02 ebru misali![]() EBRU MİSALİ
Suya çizdim asrının suretini Bir damla kırmızı damlatıyorum yüreğimin fırçasından Uzak diyarlarının ufuklarındaki kızıllığı andırması adına Kızgın çöllerin ortasındaki en eşsiz vaha olan mescidin için Yeşilin en güzel tonunu seçtim Engin Ummanlardan rengini alan gökyüzü Masmavi bir atlas gibi üzerini örtüyor şefkatle Hicretinle ayrıldığın beldenin rengiydi Hüzünle yaşanan hazan mevsiminin sarısı Meftunun olan bulutlar sensizken Grinin en koyu tonuna bürünmüştü İkliminde boy veren güller Mutluluğun tozpembesiyle tebessüm eder her bahar Sırtını dayadığın ağaçlar gidişinle beraber Çoktan yeşile veda edip kahverengiyle dost oldular En sadık bekçin olan mağara ağzındaki güvercinin tüylerinde gördük Beyazın en merhametli dokunuşunu Hasret morlarımızı geride bırakıp Umut eflatunlarıyla koşuyoruz asrına Cehalet siyahının üzerini Şefkat ve merhametinin aklarıyla boyuyoruz Ebru misali Hoşgörüyle dokunuyoruz fırçamıza Devrindeki güzellikleri nakşetmek adına Tıpkı senin yaptığın gibi Efendim Batılı Haktan ayırmak için hoşgörüyle Dokunduğun yürekler misali Kadifemsi bir dokunuşla dokunuyoruz yürek denilen mana suyuna… June 21 Bu eller niye?![]() Anne karnindaki bir cocugun agzi vardir, gozu vardir, kulagi vardir, eli vardir, ayagi vardir. Butun aza ve cihazati tam tekmil verilmistir. Halbuki bunlarin hicbirine orada luzum yoktur. Orada cocuk, gidasini, gobeginden annesine bagli bir hortumla almaktadir. Simdi bu cocuk:
- Ya Rabbi! dese, su hortum bana yetmektedir. Pekiyi su agiza, su goze, su kulaga, su ele, su ayaga ne luzum vardi. Hicbir ise yaramamaktadirlar?
Herhalde ALLAH'dan soyle bir cevap alacagi muhakkak: - Acele etme kulum.Sen kisa bir muddet sonra oyle bir aleme gideceksin ki burada 'her seyim' dedigin hortum, orada hicbir seye yaramiyacak, kesilip atilacak. Luzumsuz sandigin agiz, goz, kulak gibi seylerde en luzumlu cihaz durumuna gececek.
O cocuk bu gerceklere inanmasa ve bir inkarci olarak dunyaya gelse hakikaten hortumun ise yaramadigini, ebenin onu kesip kaldirip attigini; luzumsuz sandigi agiz, goz gibi cihazlarin devreye girdigini, onlarsiz olunmayacagini gorse utanir mi, utanmaz mi? Inanmadigi icin dizlerini dovermi, dovmez mi?
Su anda bizde, tipki o cocuk gibi bir ananin karnindayiz. 9 ay, 9 sene veya 90 sene sonra bir baska dunyaya dogacagiz. O dunyanin adi ahiret. Biz suanda dunya anamiza maddi hortumlarla, midemiz ile bagli durumdayiz. Eger biz:
- Iste gecinip gidiyoruz. Ya Rabbi! Su Namaza, oruca, hacca, zekata, dine, imana, Islam'a ne luzum vardi?
Dedigimiz takdirde.
Rabbimizdan soyle bir cevap alacagimiz muhakkak! - Ey kullarim! Kisa bir muddet sonra bu dunyadan cikacaksiniz. Oyle bir aleme goturuleceksinizki orada 'herseyim' dediginiz bu maddi hortumlarin hicbiri ise yaramiyacak. Luzumsuz sandiginiz namaz gibi, zekat gibi, hac gibi ibadetler de en luzumlu seyler durumuna gececek. Orada insanlara arabasina, parasina, servetine ve suretine gore degil; kalbine ameline ve ibadetine, namazina gore deger verilecek. Yani namaziniz, zekatiniz, orucunuz, hacciniz, hayir hasenatiniz, ahirette sizin icin hersey olacak. El olacak, ayak olacak, dil olacak, dudak olacak, villa olacak, havuz olacak, senet olacak, berat olacak, ucak olacak, sonu olmayan zenginlik ve saadet olacak kisaca Cennet olacak. Eger biz bilgiclik eder, fen ve teknik asrinda oldugumuzla simarir, Rabbimizin hikmet lisaniyla buyurdugu bu gercekleri kabul etmez, ibadetsiz bir tenbel veya bir inkarci olarak ahirete gider, gercekleri gorursek utanmaz miyiz? Hakikaten herseyim dedigimiz hortumlarimizin, yani arabamizin, apartmanimizin, paramizin, pulumuzun hicbir ise yaramadigini musahade ederek, ibadetlerin hersey oldugunu anlasak o anne karninda agzi luzumsuz goren cocuk gibi mahcup olmazmiyiz? Dizlerimizi dovmezmiyiz? Keske inansaydik, keske namazimizi kilsaydik, orucumuzu tutsaydik, zekatimizi tam verseydik, ALLAH icin yasasaydik, essiz insan sanli Peygamber Hz. Muhammed ( s.a.v)'in yolunda yuruseydik demez miyiz? May 16 Bir yabancının sözleri:BIRAKIN BAŞÖRTÜLERİNİ TAKSINLAR!Biri bana, halka mal olmuş birçok aydının da aralarında bulunduğu akil kimselerin, kadınların üniversitelerde başörtüsü takmayı tercih etmesine neden karşı çıktığını açıklayabilir mi? Aynı kişiler; yorumcular, editörler ve diğer medya starları kadının vücudunun kendi tasarrufunda olması ve ne istiyorsa yapması gerektiğini, (geç dönem kürtajı, kocasına haber vermeden kürtaj, her tarafına piercing yapmak) ama bir parça bezle başını örtmemesi gerektiğini savunuyor. Başörtüsünün bayrak ya da kipa gibi, sadece bir bez parçası olmadığını elbette biliyorum (50 yıllık sosyolog olarak, izin verin bileyim). Peki tamam, dinî bir sembol. Peki kadınlar sadece seküler sembolleri tercih etme hakkına mı sahip? Özgürlükçü sol arasında dinin geçmişte kaldığına, tarih olduğuna, dar görüşlülüğün ve yobazlığın göstergesi olduğuna inananlar mı var hâlâ? Bugün, Kuzeybatı Avrupa'daki birkaç istisna dışında, din dünyanın her yerinde yükselişte. Bunun sebebi kısmen, seküler hümanizmin, neden dünyaya geldiğimiz ve neden öleceğimiz, tartışılmaması gereken görevlerimizin neler olduğu gibi, dinin ele aldığı birçok ruhanî konuyu cevapsız bırakması. Peki diyelim ki, din geçmişin bir kalıntısı: Özgür insanların modası geçmiş putlara tapması ne zamandan beri yasak ki? Başörtüsünün, aynen çetelerin başlıkları gibi (bunların, bazı şehirlerde olduğu gibi yasaklanıp yasaklanmaması gerektiği başka bir yazının konusu), düşmanın nişanı olduğu söyleniyor. Bu doğru bile olsa, kurallar empoze eden bir sistemin sembolik araçlarını yasaklamak sadece o sisteme inananları yabancılaştırmaya yarar. Ve onlara güçlü bir dava verir. Ama asıl önemli nokta şu: Genel olarak din ve özellikle de İslam düşman değil. Bernard Lewis, Sam Huntington ve takipçilerinin yaptığı gibi tüm Müslümanları şeytanlaştırmaya çalışmak son derece hatalı. Daha önce gösterdiğim gibi, Müslümanların çoğu teröre, şiddete ve baskıya karşı. Tamamına şiddete yatkın, fanatik insanlar damgasını vurmak düşmanlarımızın safını güçlendirmeye ve barışı aramaya niyetlendiğimiz takdirde bizim doğal müttefikimiz olabilecek birçoğunu hizbin öteki kanadına itmeye yarar (tabii ki dinle devletin birbirinden ayrılmasına dair, birçok demokrasinin kabul etmediği Amerikan ve Fransız modelini herkesin kabullenmesini beklemezsek). Başörtüsü bir sınama. Kültürler ve toplumlar arasındaki meşru farklılıklara karşı Batı hoşgörüsünün sınanması. İran ve Suudi Arabistan'da olduğu gibi, kadınlar buna zorlandığında başörtüsüne elbette karşı çıkılmalı. Ama son zamanlardaki mesele Türkiye'de üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kaldırılması ve Fransa'da devlet okullarında, Almanya'da da bazı hükümet binalarında başörtüsünün yasak olması. Bazıları bu dinî sembolün takılmasının aile ya da çevre baskısını gösterdiğini söylüyor. Eğer insanların çevrelerinin ya da ailelerinin hoşuna giden şeyleri giymelerini yasaklasaydık, çıplak dolaşırlardı. Şiddet içermediği ve başka toplumsal güçlerin kendi görüşlerini ortaya koymasının önü kapalı olmadığı sürece aile ya da çevre baskısıyla savaşmak devletin işi değil. Anne Applebaum'un Washington Post'ta yaptığı gibi, bazıları da, başörtüsünün dinî olmaktan ziyade, siyasî bir sembol olduğunu söylüyor, ki bu, benim duruşumu daha da kuvvetlendiriyor. Ne zamandan beri bir demokraside insanları, siyasî görüşlerini ortaya koyan sembolleri -örneğin eşcinsel haklarını savunan kurdeleler ya da nükleer silahlara karşı çıkanların barış işaretleri- teşhir etmekten men ediyoruz? Bir adımın bir sonrakine yol açacağı iddiasına, kadınların şimdi sadece teşvik edilirken, ileride başörtüsü takmaya zorlanabileceği kanısına gelince: Böylesi bir zorlamanın olduğu nokta, çizginin çekilip bu zorlamaya karşı mücadelenin başlayacağı zamandır. Ama ileride zorlamaya yol açabileceği iddiasıyla kendi isteğiyle takılan başörtüsünü yasaklamak, yarın bir gün zorla yemek yedirilme endişesiyle akşam yemeği yemeye karşı çıkmaya benziyor. Bırakın başörtülerini taksınlar. Kipalarını ve haçlarını da. Huffington Post, 10 Nisan 2008 AMITAI ETZIONI April 03 Mim köprüsü
İnsan vav şeklinde doğar
March 23 Anladım işi..March 21 Perdenin ötesi.
Perde deyince akla, bir şeye engel, hâil gelir. Bazı mühim şeylerin yüzü bir perdeyle örtülür. Çok kez esrarlı şeylerin, yahut bilinmesi bir cihetle kolay olmayan şeylerin insanın nazarına bir perdeyle arz-ı endam etmesi akla uygundur. |
Ziyaretçi defterimde isminizi görmek beni çok mutlu edecek.Herkese açık olan sayfamda tüm yorumlara açığım. (msn daveti kabul etmiyorum boşuna zahmet etmeyin)
RıZa BeRKaN GüLeRwrote:
![]()
Yürek nükleer güç merkezidir. Sevdiği
zaman sevdigine cennet, sevmediği zaman nefret ettigine cehennem kesilir…
6 days ago
RıZa BeRKaN GüLeRwrote:
Regaib Kandilidir Bugün. Bu kandil, dini literatürümüzde üç aylar olarak bilinen, Recep ayı ile başlayıp, Şaban ayı ile devam eden, rahmeti, feyzi ve bereketi bol olan Ramazan ayı ile noktalanan huzur ve maneviyat mevsimine girdiğimizin de habercisidir. Üç aylar ismiyle şöhret bulan bu aylar ve içinde barındırdığı özel geceler, Allah’ın rahmetinin müminlere bol bol ikram edildiği, mağfiretinin, lütuf ve kereminin üzerimize sağnak sağnak yağdığı zaman dilimleridir. Zira bu günlerde kalpler aynı duygu etrafında birleşip çarpar, eller aynı düşüncelerle semaya açılır, gözlerden aynı hissiyatın yaşları süzülürken, dillerden dua ve tespihler aynı aşkla dökülür. Ayrıca bu aylar, durup düşünmenin, geçip giden zamanın değerini idrak etmenin ve daha iyi değerlendirmenin çaba ve imkanlarını sunmaktadır bizlere. Günlük hayatın koşuşturması ve yoğun temposu içinde insan, zaman zaman gönül alemine nazar kılma ve içe doğru bir yönelişi yaşama ihtiyacı duymaktadır. İşte bu mübarek gün ve geceler böyle bir deruni muhasebeye de vesile olurlar. İman, insanın iç aleminden başlayıp hayatının her alanını aydınlatan bir hakikat bilgisidir, bir bağlanıştır. İman, bu dünyada yalnızlığının ve faniliğinin sürekli farkında olan, fakat bu derin hakikatı göz ardı etmeye de uğraşan insanı Yüce Yaratana bağlayan ve ona hayatın nihai anlamını kavratan bir güçtür. Namaz, oruç, zekat, hac, dua ve Allah’ı anma gibi ibadetler ise bu bağlantıyı canlı tutarlar. Giderek yalnızlaşan, maddi imkanı artmasına rağmen ruhi yönelişlerini yitiren günümüz insanına bir diriliş fırsatıdır üç aylar ve kandiller. Dinî hayatımıza olumlu anlamda yeni bir heyecan, canlılık ve ivme kazandıracak olan bu mübarek ay ve geceler, Yaratıcımıza, ailemize, çocuklarımıza, vatanımıza, milletimize ve tüm insanlığa karşı görev ve sorumluluklarımızın olduğunu bir kez daha bizlere hatırlatmakta, yanlış ve kusurlarımızdan dönmemize vesile olmaktadır. İnsan bir taraftan saygın, üstün hasletlerle donatılmış, diğer taraftan da pek çok zaaf ve kusuru bulunan bir varlıktır. Madde ve mânâ arasındaki dengenin madde lehine bozulduğu, dünyevileşen insani ilişkilerin ve değer ölçütlerinin hepimizi olumsuz yönde etkilediği zamanlarda, insanın ruhunu derin kırılmalardan ve acılardan koruyabilmek için, manen yükselirken öz eleştiriye her zamankinden daha çok ihtiyacı vardır. İlahi rahmete fazlasıyla mazhar olan bu mübarek gün ve gecelerde kendimizi sorgulamaya ve dinin manevi ikliminde gönül huzuru, istikamet ve öz güven kazanmaya, ihtiraslarımızı dizginleyip menfaat ve çekişmelerden uzak kalmaya ihtiyacımız daha da artmaktadır. Öyleyse bu mübarek zaman dilimini fırsat bilerek, aramızdaki çekişmeleri ve kırgınlıkları, şahsi menfaat hesaplarını bir tarafa bırakıp, Yüce Dinimiz’in bizden istediği, sevgi, saygı ve hoşgörü ortamının kurulmasına, birlik, beraberlik ve kardeşliğimizin güçlenmesine, insanî ve ahlâkî meziyetlerin yaygınlaşmasına gayret gösterelim. Bu duygu ve düşüncelerle, Siz değerli kardeşimin , ve Ümmet-i Muhammedin Mübarek Regaib kandilini ve üç aylarını tebrik ediyor, milletçe birlik ve beraberlik içinde daha nice kandillere kavuşmayı, bütün İslam aleminin ve insanlığın barış ve huzur içinde olmasını Cenâb-ı Allah’tan niyaz ediyorum.
June 25
Zor gelir sıra vedalara, üzülme gözyaşını dök bitsin…
Ayrıldığımız çarşı kafe…Hergün içinden geçtiğim,geçerken gözümü yukarılara diktiğim çarşı kafe…Ağlamıştın,ağlamıştık iki dertli çocuk gibi…Hiç ağlamadığım kadar…Bilmediğim kadar…Mendilin durur hala yanıbaşımda…Hatıramı, yalan mı,tanık mı bilemedim…Ben dindiremesem de,sen olurda ara sıra içlenir ağlarsan…Bırak gözyaşını…Dök…Bitsin ![]() Zor gelir sıra vedalara, üzülmBir ateş düşerde yüreğine, ararsan beni sevdiğim Bil ki yoruldum, gidemedim, uzaklarda değilim... Yarım kalmış, çaresiz sevdaların, ilk acısında, Oynanmış, kırılmış gönüllerin, son sancısında, Gidene dökülen gözyaşının, her damlasında, Sevmeye küsmüş yüreğinin, tam ortasında, Yokluğunla beni başbaşa bıraktığın yerdeyim... sevgilerimle cahit akay ![]() öaıı banaZo iyi günde kötü günde insanın yanında olabilicek sevincini üzüntüsünü paylaşabilecek gerçek dostlar bulmanız dileğiyle sevgiyle kalın allah emanet olun arkadaşlarım hayırlı akşamlar sakın gülmekten vaz geçmeyin bir gülüşünüz dünyaya beder sevgilerimle cahit akay Gitme, kal diyemedim. Bitti demiştinya hani, İşte o an benim için bitmiştin... enim yüreğim dönüşlere kapalıdır, Gireni çıkartmam, çıkmak isteyeni de tutmam... Sen yüreğimdeki yerini beğenmedin, Oysa sana yüreğimin en güzel yerini sunmuştum... Böyle bir yere sahip olmak isteyen o kadar çok kişi varki,,, Sen, sana altın tepside sunulan aşkıyüreğinin tersiyle teptin... ![]() Sözlerin yaktı bedenimi, Gerçek sandığım o sözler varya... Gidişin vurdu yüreğimi, Hiç acımadan, vefasızca... sevgilerimle cahit akay
May 26
ecidal .wrote:
Ölümü çok hatırlamak lâzımdır:Kâinatın Efendisi Aleyhissalâtü vesselâmın lâl ü güher beyanları içinde lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikretmek gerekir. Bundan maâda yine Efendimiz bizzat kabirleri ziyaret etmiş ve ziyaret tavsiyesinde bulunmuşlardır. İnsan ölümün hakikatına inandığı gibi onu his duygu ve aklına nakşederek hayâl ve düşünce dünyasına da hakim kılar ve kıyamete kadar sürecek olan kabir hayatına da kendini ikna ederse bu takdirde dünyaya ve ukbaya bakışı ve davranışları farklılaşır ve değişik olur. Onun içindir ki söz Sultanı “Benim bildiklerimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” buyurmuşlardır.Niçin hatırlanmaz ölüm? Nefsin hoşuna giden pek çok haram lezzetleri acılaştırarak ağzın tadını kaçırdığı keyfi bozduğu insanı nefsanî isteklerden vazgeçmeye bir kısım bedenî haz ve alışkanlıklardan kopmaya zorladığı peşin lezzetlere rağmen ruha öteler hesabına zâhidlik aşıladığı dünyaya bakan yönüyle kalbi daralttığı ve düşünceyi buğulandırarak süslü toz-pembe dünyâları kararttığı içindir ki ölüm hatırlanmak istenmez.a) Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamak ölümü unutturur:Ölüm neden tesir etmez? Tevehhüm-ü ebediyetten.. hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmaktan ve yaşamak için yaşamaktan.. çocuk oyuncakları mesabesindeki peşin ücretlerle avunmaktan.. kalb ve fikrin geçmiş ve geleceğe dönük gözlerini kapamaktan... b) Ebedi saadet saraylarının kapısı ölümle açılır: Ölümün alnından öperiz biz: “Sen ne mübârek arkadaş ve refakatçisin” deriz ölüme. Varsın başkaları sana dikenli nazarıyla baksın sen gülün ta kendisisin. Bırak bazıları sana “kara yüz” yakıştırmasında bulunsun sen bizim için bizi aydınlık ülkelere uçuran ötelerden iki ışık kanatsın. Bakma sana “soğuk yüz” dediklerine; sen bizim için müjde çiçekleriyle kar gibi beyaz ve berraksın. Onlar sana “çukur” derler “dehliz” derler; fakat biz “ebedî saadet saraylarına açılan koridorsun” deriz. “Ayıran” da derler sana; fakat sen haddizatında ebedî âlemlere intikal etmiş binlerce ahbaba dost ve yârâna kavuşturansın. Başta sîmalarına meleklerin hayran olduğu nebîlere sonra Sahâbeye salihlere hısım ve akrabaya bizi ulaştıransın. Cemalullaha yaklaştıransın!...Evet ayıransın da fakat elemli sıkıntılı ve ayrılık hasreti yüklü şu dünyâ talimgâhından hayatların en hası hakiki hayata intikal ettiren bir terhis tezkeresisin! Sen bizi Gönderene dönme anında cismimizi nura garkedecek bir ebed şerbetisin! Ve sen bir son değil sonun sonusun; sonsuzluğa eş ve baş olabilecek son bir sonsun. Son ile sonsuzluğu dudak dudağa getiren bir ufuk ve Cemale açtığın gözlere çekilen bir sürmesin.. Ve yine sen dertli bir neslin dert yüklü Tercümanına “Eyvah bugün yine ölmemişim” dedirtensin. İşte ölümün iki yanı: Önce terhib düşüncesiyle ölüm sonra da terğib düşüncesiyle ölüm...Ölüm düşüncesi arzettiğimiz gibi hem caydırıcı hem de teşvik edici yönleriyle bir yandan seyyiatımız mesuliyet hissimiz ve Rabbimize karşı yaptıklarımızdan hesap verme endişesiyle bizi iki büklüm ederken bir yandan da ümit-reca münasebeti içinde kalbimizi hoplatıp bizi canlandırmakta şahlandırmakta ve kalbimizle beraber duygularımız ve düşüncelerimizle beraber davranışlarımız üzerinde müsbet tesir icra etmektedir. Rabıta-ı Mevt denilen ölümü sürekli hatırlama ameliyesiyle kabirleri ziyaret ve hastalarla sakatlardan ibret almakla -İnşaallah- ülfetten kurtulmuş iç gerilimimizi ve canlılığımızı muhafaza etmiş ve şeytan ve günahların zararından korunmuş olacağız. Selam ve dua ıle Allah a emanet ol
May 24
ecidal .wrote:
Bazen sevdiklerini ihmal eder
![]() Gaflete dalar insan. Oysa O'nsuz anlamsız olduğunu düşündüğün ![]() Sahip olduğun en büyük armağanım dediğin ![]() Başının tacını ihmal eder mi hiç insan? Kişi sevdiğiyle beraberdir.. Öyle ya.. Sen neden değilsin? Yoksa yeteri kadar sevmiyormusun? Hayır... diye haykırıyorsun ![]() Sewiyorum sewiyorum..Başımın tacını hayatıma anlam veren en büyük armağanımı nasıl sevmem!Peki neden her an sevdiğinle değilsin? Sevgi sözde olmaz bunu çok iyi bilirsin! Sevgi ihmal edildi mi o çok güçlü dediğin bağları zedeler..Oysa nasıl da korkarsın sevdiğinden ayrı kalmaktan ![]() O'nsuz kalınca neleri yitireceğini düşünmek korkutur seni. Hemen buluştuğunuz anları o senin için en anlamlı olan anları düşünürsün..Şükredersin O'na sahip olduğun için![]() İhmal ettiğinin farkına varırsın.. Oysa.. sevgi ihmale gelmez bilirsin ![]() Peki neden her an O'nunla değilsin? Şimdi kaybetme korkusu sarsın bedenini.. Gaflete dalıp ihmal etme başımın tacı dediğini ![]() Sevgi ihmale geldimi o çok güçlü sandığın bağları zedeler ![]() Şimdi ayrılık korkusu sarsın bedenini.. Vakit.. sevdiğin için birşeyler yapma vakti.. O'na olan sevgini her an yanında olarak kıymetini bilerek gösterme vakti..Haydi kalk.. Gafletten uyan.. O'na sımsıkı sarıl.. Sahip olduğun için şükret.. O'nu birdaha kaybetmemek için söz ver kendine.. Eğer gerçekten seviyorsan Haydi kalk.. O'nun için hazırlan.. Birazdan O'na kavuşacağın için heyecanlanmalısın Kavuştuğun için mutlu olmalı.. Ve artık herşeyi Sevdiğin için göze almalısın.. Şimdi vakit.. aklını başına alma zamanı.. Kavuşma zamanı... Haydi kalk.. O'nun için hazırlan.. Duyuyormusun? Ezanlar da okunuyor.. Haydi hazırlandıysan.. Başının tacı hayatına anlam ve yol veren![]() Seni Sen yapan ![]() Yaradan'ın sana o en büyük armağanı Namaz'ına sımsıkı sarıl.. Ve unutma.. Sevgiler ihmale gelmez.. Kaybedersen yitireceklerinden korkuyorsan eğer ![]() Haydi kaybetmeden sarıl sevdana.. Haydi sarıl İSLAMA.. Haydi sarıl KARTULUŞA بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır. Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce O’na yalvardığını unutur ve Allah’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşar. De ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin! Şüphesiz sen cehennemliklerdensin.” (Böyle bir kimse mi Allah katında makbuldür,) yoksa gece vakitlerinde, secde hâlinde ve ayakta, ahiretten korkarak ve Rabbinin rahmetini umarak itaat ve kulluk eden mi? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar. Zümer suresi 8-9
May 21
|
||||||
|
|